YÜKSELEN GÜÇ: TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ VE ORTA DOĞU

Türk-Amerikan ilişkilerinde ve Türkiye’nin Orta Doğu politikasında konjonktürel değişimlere paralel olarak bazı iniş çıkışlar yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Soğuk Savaş döneminin dayatStığı güvenlik gündemi, zayıf ekonomik yapısı, istikrarsız demokrasisi ve siyasi liderlikten yoksun oluşu Türkiye’nin Batı’ya ve ABD’ye aşırı bağımlı bir ilişki içine girmesine ve Orta Doğu’dan uzaklaşmasına yol açmıştır. 1980’li yılların başında Özal ile iç ve dış politikada yakaladığı ivme ise daha sonra tekrar geleneksel siyasi liderlik anlayışının geri gelmesiyle devam ettirilememiştir. Türkiye, Soğuk Savaş’ın bittiğini ancak 12 sene sonra 2003’te fark etmiştir. Sovyet tehdidinin sona erme-si, Orta Asya’da Kafkasya’da, Balkanlar’da ve Orta Doğu’da kendisine yönelik tehditlerin azalması veya ortadan kalkmasına rağmen bu du-rumu değerlendirememiştir. 2002 sonunda işbaşına gelen AK Parti iktidarı ile artan ekonomik potansiyeli, istikrar kazanan ve gelişen demokrasisi ile Türkiye’nin dış politikadaki başarısı Türkiye’nin cazibe merkezi haline gelmesine, merkez ülke, bölgesel güç, parlayan yıldız, bölgesel lider ve "Yükselen Güç" kavramlarının sıkça kullanılmasına neden olmuştur. Bu dış politika, Türkiye’nin yeni rolünü kabul etmek-te zorlanan kesimler tarafından aykırı bulunsa da uluslararası toplu-mun takdirini ve hayranlığını kazanmaya devam etmiştir. Yumuşak gücün akıllı kullanımına dayanan, tüm komşularla sorunların tama-men çözülmesine odaklanan, ayırım gözetmeden ve herhangi bir ön-yargı taşımadan tüm yerel ve uluslararası aktörlerle görüşmeyi temel ilke olarak benimseyen ve tamamen daha barışçı ve daha paylaşımcı bir dünya arzulayan Türk dış politikasının başarısı, Türkiye’yi ilgiyle takip edilen bir ülke haline getirmiştir. Türk dış politikasının temel ilkesi, tüm oyuncuların birlikte kazanabileceği bir işbirliği ortamının bölgesel ve küresel düzeyde oluşturulmasıdır. Bu anlayış, tamamen askeri güce dayanan, kuşku ve güvensizliği arttıran, işbirliği girişimle-rine kuşkuyla bakan, yalnızca kendisinin kazanacağı ilişkiler arayan, ortağından kuşku duyan kısacası egoist ve saldırgan geleneksel dış politika anlayışından tamamen farklıdır. Pozitif bir bakış açısına sahip olan bu yeni anlayış, bölgede karşılıklı güvenin, saygının ve adaletin temel alındığı daha adil bir bölge ve dünyanın oluşumuna yapacağı katkı dolayısıyla başarılı olmaya mahkûmdur.

Orta Doğu bağlamında Türk-Amerikan ilişkilerinin, özellikle 11 Eylül sonrası dönem itibariyle analiz edildiği çalışmada esas olarak bölgede ve ABD’deki siyasal aktörlerin, kanı önderlerinin ve kamuo-yunun algıları üzerinden hareket edilmiştir. Kitabın amacı hem iki ülke arasındaki ilişkilerde çatışma ve işbirliği alanlarına bakmak hem de bu ilişkiyi etkileyen aktörlerin sürece ilişkin algılamalarını ve değer-lendirmelerini ilk elden öğrenmeyi sağlamaktır. Kitabı okuyan sadece yazarın görüşünü öğrenmekle kalmayacak, aynı zamanda 200’den fazla kanı önderinin görüş ve düşüncelerini öğrenme imkânı da bula-caktır. TÜBİTAK’ın sunduğu imkânlarla hazırlanan bu çalışma aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkileri, Türk Dış politikası ve bölgesel sorunlarda etkili aktörlerin ve kurumların kimliklerini ve duruşlarını da ortaya koymaktadır. Özellikle 2008 sonrasında Türkiye hakkındaki değerlendirmelerde "Yükselen Güç" nitelemesinin sıkça kullanılması, kitabın başlığını belirlemede yönlendirici olmuştur. Kitaba konan görüş ve düşüncelerde mümkün olduğunca objektif davranılmaya ve 2003 sonrasında ama özellikle 2005’den bu yana Türk Dış Politikası ve Türk-Amerikan ilişkileri konusunda yazılan yazıların ve makalelerin tamamına yakını verilmeye çalışılmıştır. Bu açıdan okuyucu olumlu değerlendirmelerin yanında bu süre zarfında yapılmış olan olumsuz değerlendirmeleri de görmüş olacaktır. Çalışma aynı zamanda Orta Doğu ülkelerinde sanıldığının aksine oldukça canlı bir sivil toplumun varlığını da göstermiş oluyor. Kitap, bu alanda çalışma yapacak genç akademisyenler için de bir yol gösterici niteliğine sahip. Özellikle böl-geyle ve Türk Amerikan ilişkileriyle ilgilenenlere, bu alanda yazı ya-zan ve düşünce üreten kişi ve kurumları ve bunların eğilimlerini öğ-renme fırsatı sunmaktadır. Çalışma bir anlamda Türkiye, bölgesel sorunlar ve Türk-Amerikan ilişkileri üzerine yazı yazan ve düşünce üreten etkili kalemlerin ve sivil toplum önderlerinin bir envanterini de sunmaktadır. Çalışma, tek bir Amerika olmadığı gibi, tek bir Orta Doğu, tek bir Mısır ya da tek bir Kuveyt olmadığını; bu ülkelerdeki kanı önderlerinin çok farklı görüşlere sahip olduklarını görme imkânı sağlamaktadır. ABD dendiğinde tek tip bir Amerikalı, Yahudi, dendi-ğinde tek tip bir Yahudi, Araplar dendiğinde tüm Arapların aynı ol-madığını görmek açısından yararlı bir çalışma olduğu kanısındayız. Amerika’daki çeşitlilik kadar bölge ülkelerinde de aynı konunun hem siyasal seçkinler tarafından hem de kanı önderleri tarafından çok farklı açılardan değerlendirildiği görülmektedir.