www.tayyarari.com
© 2007 Tüm hakları saklıdır.

 

       

 Global Politika ve Güney Asya: Keşmir Sorunu ve Nükleer Yarış

    Güney Asya Altkıtasının 1947’de İngiltere’ye karşı kazanılan bağımsızlığın ardından bölünmesi bir toprak sorunu gibi düşünülüp pek çok konu göz ardı edilmiş olduğundan sonradan bunların her biri önemli birer anlaşmazlık konusu haline dönüşmüştür. Suların kontrolü sorunu, azınlıklar sorunu, Pakistan’ın bin millik Hindistan’la ikiye ayrılmış olmasından doğan sorunlar ve Keşmir sorunu bunlar arasında iki devlet arasında zaman zaman sıcak çatışmalara neden olabilecek ölçüde önemli olan sorunlardı. Bunlardan su sorunu, 1961’de İndus suları projesinin büyük dış yardımlarla gerçekleştirilmesi ile belli ölçüde çözüme kavuşmuş oluyordu. Doğu ve Batı Pakistan arasındaki sorunlar ise, 1971’de Bangladeş’in bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanmıştır.
İki ülke arasındaki en önemli sorun, nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ini Müslümanların meydana getirdiği ancak Hindistan’ın denetiminde (buna işgalinde demek daha yerinde olur) bulunan Jammu-Keşmir eyaleti üzerindeki mücadeledir. Aslında bu mücadele son zamanlarda tamamen Keşmir halkının özgürlük mücadelesine dönüşmüş bulunmaktadır. İki devlet arasında Keşmir yüzünden çıkan sürtüşmeler biri bağımsızlıktan hemen sonra 1948’de, diğeri de 1965’de olmak üzere iki defa savaşa dönüşmüştür. Keşmir halkı 1949’da BM tarafından da kabul edilen plebisit kararının uygulanmasını ve kendi geleceklerini belirleme haklarının Hindistan tarafından yarım yüzyıldır engel olunmaya çalışılmasına dünya kamuoyunun ilgi göstermesini beklemiştir ve beklemektedir. Bu beklentileri karşısındaki uluslararası kamuoyunun ve uluslararası evrensel kuruluşların ilgisizliğine ve Hindistan hükümetinin uyguladığı bastırma, sindirme ve asimilasyon karşısındaki duyarsızlığına anlam veremeyen Keşmir halkı 1987’den bu yana bu işgale karşı kendi olanaklarıyla karşı çıkmaya karar vermiş bulunmaktadır. Keşmir halkının en büyük arzusu bu mücadelelerinin ve haklı davalarının dünyaya duyurulması ve kendilerinin ayrılıkçı veya terörist olarak görülme yanlışlığına düşme yanılgısından uluslararası kamuoyunun kurtarılmasıdır.
Keşmir sorununa dünyada yaşanan gelişmeler ışığında rasyonel ve kalıcı bir çözüm getirilemezse bunun yol açacağı bir savaşın boyutlarının öngörülerin ötesinde olacağını söylemek ise bir kehanet değildir. Zira her iki devlet de konvensiyonel güçlerinin dışında önemli birer nükleer güç durumundalar. Böyle bir savaş sınırlı kalmayabilir ve bölge ülkeleri başta olmak üzere dünyada pek çok ülkenin büyük kayıpları göze alması gereken bir savaşa dönüşebilir. Ayrıca Hindistan, ancak 500,000 dolayındaki işgal kuvvetleriyle denetimini sürdürebildiği dünyanın gözünden uzak bu bölgede (Keşmir’de) baskı ve insan hakları ihlallerine devam etmektedir.
Özellikle, SSCB ve Yugoslavya gibi federal devletlerin dağıldığı bir dünyada federasyonun bölge ülkelerine bir çözüm gibi zorla dayatılamayacağı gerçeği karşısında, Hindistan ile birlikte yaşamak istemediğini açıkça ortaya koyan Keşmir halkının bağımsızlık yönündeki çabalarının desteklenmesi gereği bir zorunluluk olarak uluslararası kamuoyunun önünde durmaktadır.
Çalışmada, Keşmir sorunu ve genel olarak iki ülke arasındaki ilişkiler bölgesel ve uluslararası yapının etkileri birlikte değerlendirilerek ve tarihsel süreç içinde geçirdiği evreler dikkate alınarak irdelenmektedir. Bu arada süper devletlerin Güney Asya alt kıtasına, Hint Okyanusu’na ve bölge ülkelerine yönelik politikaları ve çeşitli sorunlar karşısındaki tutumlarının nedenleri ortaya konmaktadır. Böylece, uluslararası sistemin yapısında meydana gelen gelişmeler ve yeni, dünya düzeninin bölgeye olan etkileri ve uzun dönemdeki sonuçları ele alınarak bölgedeki uluslararası politika gerçekleri bir perspektife oturtulmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde bir kavramsal çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, daha ziyade kuramsal düzeydeki yadsımadan doğan bir boşluğu doldurmak amacından hareket edilerek aralarındaki ilişkilerin temel alındığı Hindistan ve Pakistan’ın toplumsal ve siyasal yapıları özetlenmeye, üçüncü ve dördüncü bölümlerde, birinci bölümle bağlantılı olarak sözü edilen bölgesel düzeydeki ilişkiler bir kuramsal çerçeveye oturtularak ve son gelişmeler çerçevesinde yapılan irdelemelerden yola çıkılarak ileriye dönük belirlemeler yapılmaya, beşinci ve son bölümde ise özellikle iki devlet arasındaki nükleer yarış, buna ABD ve Batılı ülkelerin tepkileri ve iki ülke arasında Keşmir'deki çatışmaların yanısıra söz konusu olan sınır çatışmaları ele alınmaya çalışılmaktadır.